GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KURBAN GELENEĞİ


Çerkes kültüründe kurban etme, yüzyıllardan beri süre gelen bir olaydır. Örneğin Adıgeler, eski dönemlerde küçükbaş hayvanların koruyucusu Ahın (Ахын) için inek kurban ederlerdi. İnanışa göre, Ahın kendisine bir kurbanlık hayvan seçerdi. Çobanlar diğerlerinden farklı şekilde bağırdıklarına inandıkları bir havyanı sürüden ayırırlar, sütle yıkayıp, sonrasında serbest bırakırlardı, sahibi ve diğer insanlar arkasından onu takip ederdi. Bu yürüyüşte kurban ve arkasındakiler başka köylerden geçtikleri takdirde buradaki köylüler de kara keçileri yanlarına alarak eşlik ederlerdi.

Genelde kurbanlık inek, Wubıh topraklarına girerek Şaçe (Soçi) ve Varden’e girerek, Şaçe’de Çızemuğa’ların, Varden’de ise Zeyflerin avlusunda durup dinlenirdi. Daha sonra ise Şaçe nehrini geçerek Şapsığ topraklarına gelirdi. İnek,kutsal bir ormana gelerek burada bulunan bir meşe ağacının altına otururdu. Sahibi ve beraberindeki diğer köylüler ağacın dallarına çeşitli silahları ve eşyaları asarlardı. Burada oturup yemeden ve içmeden geçen gecenin ardından ertesi gün yapılan bir Xhuaho (Dua) ile inek ve kara keçiler kurban edilirdi. İnek kurban edildikten sonra derisi yüzülür, eti parçalanarak ayrılır ve Yedıc adı verilen kişinin getirdiği kazanda pişirilerek hep birlikte yenirdi. Bu esnada da çeşitli Woredler (Şarkılar) söylenir ve danslar oynanırdı. Kurbanlık hayvanın kafası ve ayakları derisine sarılır ve kutsal ağacın altına gömülürken, karaciğeri geniş bir alandaki çayırlığa konulur ve ortasına da Bıj adı verilen bir fıçı yerleştirilirdi. Bu fıçının içindeki Maksıme ancak Ahın için düzenlenen törende içilirdi. Kurbanın seçip oturduğu ağaca sığınan hayvanlara ve ne suç işlemiş olurlarsa olsun insanlara asla dokunulmazdı.

Yine Çerkes takviminde yılbaşı sayılan 22 Mart günü, her aile gücü yettiği şekilde büyükbaş-küçükbaş, kümes hayvanlarını adaklık olarak kurban ederlerdi. Ayrıca “Maf’eşxhaced” (Маф|эщхъэджэд)” denilen Kara Tavuk kesmek de uğur sayılırdı.

Hristyanlık döneminde, ilkbaharın ilk haftası gençler iki uçlu bir çatal şekilde olan sopalar alıp, bu sopalara ekin saplarından yaptıkları bir desteyi haç olacak şekilde bağlarlar,ardından da o yıl ekin ekilecek tarlalara götürüp dikerlerdi. Bu haçlar dikildikten sonra Jor (Жор) adı verilen bu törende danslar oynanır ve eğlenilirdi. Bu törenin sonrasında Ut’ıj (|ут|ыж) adı verilen orak bırakma töreni başlardı. Et, süt yumurta ürünleri orucu sonucunda yapılan bu bayramda en şık giysiler giyilir ve çeşitli yiyecekler hazırlanırdı. Kurban da bu törenin içerisinde yapılan bir etkinlikti. Geçmiş dönemlerden farklı olarak kurbanlık hayvanlar, kutsal ormanlarda kesilmez, aynı yerde pişirilmez ve pişirilen yerde de yenmezdi. Kurbanlık hayvanların kemikleri köpeklerin ulaşmasına engel olacak şekilde bir ağacın altına gömülürdü. Yemekten sonra danslar oynanır, hava kararınca da gençler haçların dikildiği yerlere giderek ateşler yakıp üzerilerinden atlarlar, haçları sökerek ve ateşle tutuşturarak ellerine alıp iki grup halinde ateşin etrafına dönerlerdi.

Bunun dışında doğan erkek çocuk için de kurban kesilirdi. Özellikle Çerkesya’da ziyareti sırasında araştırmacı gezgin Mr. Bell bu töreni şöyle aktarmıştır: kutsal ormanın içerisinde sofralar dizilirdi Sofralardan bazıları Thamade adını verdikleri kişinin önüne getirilir, sofraları getiren bayanlar diz çöküp, başını hafiften yere doğru eğerlerdi. İhtiyar kadınlar ateş başında, genç kızlar ise sık bir ağaçlığın kenarında dururlardı. Thamade bir xhuaho (dua) gerçekleştirdikten sonra sağ elinde içecek dolu bir ağaç kadeh ve sol elinde mayasız bir çörekle ilerlerdi ve ardından arkasında duran yardımcılara verirdi. Tekrar beş, altı kadeh içki ve çörek alarak aynı şekilde dua ederdi. Daha geride başları diz çökmüş ve başlarını hafif yere eğmiş olanlar da yüksek sesle aynı duayı tekrarlayarak ona eşlik ederlerdi. Bundan sonra kadehler ve çörekler hazır olanlara dağıtılır, iki keçi ve bir koyundan ibaret kurbanlar, her biri iki kişi tarafından tutularak getirilirdi. Thamade her birinin üzerine xhuaho yaparak başlarına Şuate denilen kadehteki içkiden biraz dökerdi. Kıllarından birer parça keserek arkasında duran üç meşaleyi yakardı. Bu törenin arkasında da kurbanlar kesilirdi. Törene katılanlardan kimisi etlerin kesimini yardım ederken, bazıları büyük kazanlar hazırlar, bazısı da oyunlar oynayarak eğlenirdi. Thamade bu esnada mutlak surette elinde asası ile ayakta durur, etlerin dağıtımını idare eder, her birine sofraya dağıtılmadan önce ayrı bir Xhuaho yapardı.

Çerkesler Hristyanlık döneminde de, İslamiyet döneminde de eski dönemlere ait geleneklerini ve törenleri terk etmediler. Ancak Rus çarlığı ile yaşanılan savaşlar sonucunda bu törenlere katılım git gide azaldı. Özellikle kutsal ormanların Ruslar tarafından yıkımı dini törenlere büyük sekte vurdu. Yaşanılan sürgün ve soykırım neticesinde de törenler unutulmaya yüz tuttu. Neticede İslamiyet döneminde kurban bayramını da kendi sosyal-hukuk anlayışlarına, Xabze’ye göre şekillendirdiler. Günümüzde halen geçerli olan kurban bayramında mescide sofra getirilmez. Bayramlaştıktan sonra herkes evine gider. Kurbanını çabuk kesip herkesten önce iştahları kapanmadan komşularına yedirmeye gayret eder.Kurban etini pişiren aile, komşularını ve başka kimi bulur ve görürse davet eder ve yedirir. Fukaraya çiğ kurban eti değil, pişmiş kurban eti dağıtılır ve tiritiyle birlikte gönderilir.

Çerkesya’da çerkeslerin hepsi hayvan sahibi olduğundan heryerde kurban eti ziyafetine rastlanılırdı ve ete iştahı fazla olanların göz hakkı doyardı. Bunlar o gün iştaha kuvvetini, yağlı kuyruktan fazla yemek suretiyle tecrübe ederlerdi.Çerkesler’de çok yemek hoş görülmese de kurban bayramında istisna olarak değerlendirilirdi.

 


Adnan

0 Yorum

Yazı Formatı Seçiniz
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF