GÖNEN-MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ


Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı tarihlerde çeşitli halkların yaşadığı Marmara bölgesi son derece karışık bir görünüm arz etmekte olup, kışkırtmalara, isyanlara ve her türlü anarşiye elverişlidir. Bir taraftan İngilizlerin, öte taraftan Milli Mücadele taraftarlarına karşı duran İstanbul Hükümeti’nin neden olduğu bir kargaşa söz konusudur. İttihat ve Terakkicilere karşı bir tavır içindeki Hürriyet ve İtilaf Partisi taraftarlarının da etkin olduğu bu kargaşada Çerkeslerin zarar görmemesi adına İstanbul’dan Binbaşı Çerkes Sıtkı Getsev ve Mustafa Butbay nasihat heyeti olarak gönderilmişse de bir sonuç alamamışlardır. Böyle bir ortamda bir kısım bölge Çerkesi, Kuvay-ı Milliye çalışmalarına destek için Ethem Bey’in çağrısına uyarak katılırken, bir kısım da İstanbul Hükümeti lehinde faaliyet gösteren yine bir Çerkes olan Anzavur Ahmet’in safında yer almışlardır. Bunun sonucunda da Çerkesler karşı karşıya gelmişlerdir.

Yunanlıların ilerleyişini durduran, Anadolu’yu bir yangın gibi saran isyanları bastıran Pşevu Ethem Bey’in düzenli orduya geçiş aşamasında Ankara Hükümeti ile yaşadığı krizlerle birlikte, İsmet İnönü ve taraftarlarının siyasi oyunlarıyla hain ilan edilmesi ve bunun üzerine herhangi çatışmaya girmek istemeyip, iradesi dışında geçiş protokolü ile Yunanlıların izniyle Anadolu’yu terk etmesi, Anzavur Ahmet’in İstanbul lehinde yaptığı çalışmalar ve Ankara Hükümetine karşı başlattığı isyanlar, büyük fedakarlıklar gösteren ve düşmana ilk kurşunu atan Çerkeslerin aleyhinde bir havanın hakim olmasına yol açmıştır. Bu sebeplerle birlikte Bulgar göçmenleri başta olmak üzere ekonomik ve sosyal yaşam düzeyi Çerkeslerden geri olan köylülerin tahrikiyle Çerkeslere karşı bir sindirme uygulamaya konulan bir sindirme politikasına yönelik ilk olarak 18 Aralık 1922’de Gönen’e bağlı Mürüvvetler (Çizemuğ Hable) köyü sürgüne tabi tutulmuştur. Topluca sürülen bu köyle ilgili etkin bir tepkinin olmadığı görülünce de 2 Mayıs 1923 tarihinde bölgede bulunan 14 Çerkes köyünün daha boşaltılarak halkın sürülmesine yönelik Sürgün Kararnamesi uygulamaya konulmuştur. Bu köyler ve sürgün tarihleri şu şekildedir;

GÖNEN’E BAĞLI KÖYLER
1- Üçpınar köyü 28 Mayıs 1923 Pazartesi
2- Muratlar köyü 5 Haziran 1923 Salı
3- Armutlu (Sızıköy) 9 Haziran 1923 Cumartesi
4- Dereköy (Keçidere) 13 Haziran 1923 Çarşamba
5- Çınarlı (Keçeler) 17 Haziran 1923 Cumartesi

MANYAS’A BAĞLI KÖYLER
1- Boğazpınar Ocak 1923
2- Kızılkilise (Kızılköy) 7 Haziran 1923
3- Yeniköy 7 Haziran 1923
4- Dümbe (Tepecik) 7 Haziran 1923
5- Ilıca (Ilıcaboğaz) 11 Haziran 1923 (Şimdi Susurluk’a bağlı)
6- Karaçallık 13 Haziran 1923
7- Bolağaç 13 Haziran 1923
8- Değirmenboğazı 21 Haziran 1923
9- Hacıosman 21 Haziran 1923
Bu köylere uygulanan sürgün uygulaması hemen hemen aynı şekilde gerçekleşmiştir. Önce Çerkes köyleri askerler tarafından kuşatılmış ve tüm çevre köylerle irtibatları kesilerek, giriş-çıkışlar yasaklanmış, ardından subaylar komutasında köylere giren askerler, halkı zorla evlerinden çıkarıp meydanlarda toplayıp sürgün kararını deklare etmişlerdir. Sürgün kararına göre ise köylülerin sadece bir kağnı arabasını doldurabilecek şekilde eşyalarını yanlarına izin verilirken, hayvanlarını yanlarında götürmemeleri emredilmiştir. Bunun üzerine de Çerkesler, hayvanlarını elden çıkarmaya başlamışlardır. Ancak burada da devreye önceden belirlenmiş belirli alıcılara satmaları koşulu öne sürülmüş, bu yüzden de hayvanlarını yok pahasına satmak zorunda bırakılmışlardır. Öyle ki, o dönemlerde esas fiyatı 200 Lira olan bir çift öküz en çok 30 Liradan, koyunun çifti ise 7-8 Liradan, en kaliteli atlar ise 20-25 Liradan elden çıkarılmıştır.

Çerkesler, askerlerin denetiminde konvoylar halinde karışık halde köylerinden çıkarlar. Verilen molalarda erkekler, kadın ve çocuklar ayrı ayrı gruplar halinde toplandıktan sonra tümüne diz çöktürülerek bekletilmekte, tuvalet ihtiyaçlarının görülmesi bile askerlerin gözetiminde gerçekleşir. Sonrasında Çerkesler Sarıköy, Ayvalıdere, Körpeağaç güzergahından kilometrelerce yol katederek Bandırma’ya götürülürler.

Özellikle Dereköy Çerkeslerinin, Sarıköy’den geçişi esnasında yaşanan hadise bugün halen bölge halkının hafızalarında yer almaktadır. Hadise şu şekildedir; Çerkeslerin geçişi esnasında Sarıköy köylüleri yollara çıkıp Çerkeslerle alay etmek için yola çıktıklarını gören Thamadeler, gençlere en güzel giysileri giyinmeleri talimatını verir ve içleri kan ağalrken Çerkesler pşıneler, mızıkalar eşliğinde Ceug yaparak Sarıköy’den şaşkın bakışlar içerisine geçerler. Bunun üzerine Sarıköylüler ” Bu Çerkeslerle başetmek zor, ölüme bile eğlenerek gidiyorlar.” demek zorunda kalırlar.

Bandırma’ya getirilen Çerkesler burada bekleyen kapalı hayvan nakil vagonlarına balık istifi şeklinde doldurularak Afyon ve Konya’ya, birkaç ay burada bekletildikten sonra Niğde’ye gönderilirler. Bir kısmı burada bırakılırken geri kalanı Malatya’ya sevk edilir. Malatya’da ise topluca kalmalarına izin verilmeyip bölgeye dağıtılırlar. Barakalara, eski köhne yapılara yerleştirilirler. Yolda giderken kendilerine verilen günlük ancak oldukça az tayin yardımı da tamamen kesilir. Kendi çabalarıyla yaşam mücadelesi verirler.

Sürgün sırasında büyük bir tepki olmamasına karşın Osmanlı’nın son dönem Çerkes aydınlarından, Çerkesler ve Kafkasya hakkında bir çok makalesi bulunan ve aynı zamanda bugünkü Beşiktaş Jimnastik Kulübü kurucularından Mehmet Fetgeri Şoenü peş peşe kaleme aldığı ve TBMM’ye sunduğu iki önemli yazı ile tepkisini açıkça ortaya koymuştur. Bu raporlar;

-Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve T.B.M.Meclisi’ne Sunu l (18 Ağustos 1923 tarihli ve 16 sahifeden ibarettir.)

-Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve T.B.M.M’ne Sunu 2 (15 Kasım 1923 tarihli ve 20 sahifeden ibarettir.)

Mehmet Fetgeri yayınladığı bu raporlarla ömür boyu bir daha yayın yapmamak cezasına çarptırıldıysa da kısmen amacına ulaşmıştır. O günlerde tepkisiz kalan Başkan Vekili Çince Rauf Orbay ile birlikte Çerkes vekiller ve paşalar, sunulan raporlarla birlikte tepkilerini gösterirler ve böylece gösterilen çabalarla Sürgün Kararı kaldırılır. Böylece 14 Çerkes köyü dışında yine sonradan listeye alınmak üzere bekletilen 30 Çerkes köyü daha sürgün edilmekten kurtulur.

Sürgün kararının kaldırılmasından sonra Niğde’de kalanlar, Sürgün kararının kaldırılmasıyla birlikte burada oldukça yoksul bir yaşamla yıllarını geçirdikten sonra kendi çabalarıyla yaya olarak gruplar halinde eski köylerine dönmeye başlarlar. Ancak bu sefer de eski köylerine Bulgar göçmenlerinin yerleştirildiğini, mallarının, tarlalarının, bağ ve bahçelerinin talan edildiğini görürler. Bunun üzerine gelen grupların belli noktalarda çoğalarak köylere girmeleri ve bunun üzerine Bulgar Göçmenlerinin zorluk çıkarmadan gitmeleriyle birlikte evlerini geri alılar. Ancak tabii hayvanları ve malları tamamen elden gittiğinden fakir insanlar olarak hayatlarını yeni baştan inşa etmek zorunda kalırlar. Bu esnada kendi köy muhtarlarını bile kendilerinin seçmesine izin verilmez. Kaymakamlık tarafından köylerin dışından ve Çerkes olmayan muhtarlar köyleri idare ederler. Köylerde Çerkesce konuşulması ve milli düğün ve oyunların tertip edilmesi, mızıka çalınması yasaklanır. Her halükarda yasakların delinerek herhangi bir Pşine eşliğinde düğün yapılması durumunda Jandarmalar tarafından düğünlerin dağıtılması ve “Burası Rusya değil” denilerek Pşinelerin parçalanması gibi hadiseler yaşanır. Nitekim bu sert uygulamalar uzun yıllar sürer. Doğu’ya gönderilenlerin akıbetleri tam bilinmemekle birlikte çoğu Doğu Anadolu’da zamanla asimile olmuştur.

Bugün bu köylerde sürgün olayını çocukken yaşamış sürgün esnasında yollarda eşlerini, büyüklerini, akrabalarını, komşularını kaybeden yaşlılar ve onların nesilleri halen yaşamaktadır. Konuşulması uzun yıllar yasak olan bu konuları bugünlere kadar anlatmaktan çekinmişlerdir. Bundan dolayı da yaşanılan bu sürgün Türkiye Çerkes diasporası tarafından pek bilinmemektedir. Ancak Mehmet Fetgeri’nin o günlerde sunduğu bu iki raporda yazıkları yaşanan sürgünün boyutlarını detaylıca ortaya koymaktadır. Her ne kadar Gönen-Manyas Çerkes Sürgünü, Çerkes Ethem, Anzavur Ahmet hadiselerinden dolayı bir cezalandırma hareketi olarak görülse de , Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra, 150’likler konusu (yarısından fazlası Çerkes), Çerkes İttihat ve Teavün Cemiyeti, Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti ve İstanbul Beşiktaş Akaretlerde Çerkesce anadilde eğitim yapan Çerkes Örnek Okulu’nun kapatılması, “Vatandaş Türkçe Konuş” propagandası ile birlikte Çerkesce başta olmak üzere Türkçe dışında dillerin konuşulmasının yasaklanması, Çerkes köy okullarına atanan müfettişler ve öğretmenler etkisiyle Çerkesce konuşan öğrencilere yasak getirilmesi, Türkçe dışında başka dil konuşanlara getirilen kuruş cezası gibi uygulamalar, konunun bir cezalandırma hareketinden çok daha öte bir asimilasyonist, ulus devlet oluşturma anlayışına yönelik bir politikanın başlangıcı olduğunu göstermektedir.


0 Yorum

Yazı Formatı Seçiniz
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF